5 Haziran 2017 Pazartesi

Geçmeyen Öksürük Yardım!!!

Arkadaşlar, bir haftadır her gün aşırı bir şekilde öksürüyorum. Hatta dün gece öksürmekten uyuyamadım. Hasta değilim, yalnızca kuru kuru öksürüyorum ama öyle bir öksürük ki boğazım dışarı fırlayacak ya da kusacağım sanırım sonunda. Sanki boğazıma toz kaçmış gibi bir kaşıntı ve öksürme refleksi geliyor birden ve dakikalarca öksürük krizine giriyorum. İlk günlerde göğsüm çok ağrıdığı için ve gece terlediğim için üşüttüm sanmıştım ama o belirtiler çoktan geçti. Öksürük ise her gün arttı :((. Hep gittiğim eczacıya gittim, alerjik olabileceğini söylerek bir öksürük şurubu verdi. Aynı gün doktora gittim, o da aynı şurubu ve bir de alerji ilacı verdi.

Ama ne bir test istedi ne bir şey. Sadece ciğerlerimi dinledi ve bunları kullan bakalım geçecek mi tarzı salladı. Bugün üç ölçek öksürük şurubu ve bir de alerji hapı almama rağmen öksürüğüm zerre azalmadı ve hatta boğaz kaşıntım arttı bile diyebilirim. Gittiğim doktor adliyenin polikliniğinde çalışan yeni mezun bir doktordu ve pek bilmiyordu. Yarın için başka bir hastaneden tekrar randevu aldım. Ama bu gece de uyuyamayacağım sanırım...

Aranızda hiç böyle bir tecrübe yaşayan oldu mu? Eğer varsa yorum kısmından yazarsanız ya da strawberryy.fieldss@gmail.com adresime mail atarsanız çok sevinirim...

İyi haftalar, sağlıklı günler canlar. :(

4 Haziran 2017 Pazar

Batak

                                                           
Dilekçe yazmam gerekirken oturdum blog yazısı yazıyorum. Gerçekten kafam çok karışık. Çalıştığım yerde 13 ayımı doldurdum ama iki kuruş zam almadım. İstedin mi derseniz hayır isteyemedim çünkü çok katı bir patronum var ve korkuyorum. Ne kaybedersin ki diyeceksiniz, çünkü ben hep bunu diyordum hakkını isteyemeyen insanlara. Patronum 65 yaşında bir kadın avukat. İstediği zaman o kadar sakin bir şekilde aşağılıyor ki size anlatamam. Korkuyorum açıkçası. İşler yoğun, bu kadar işin arasında gidip bu konuyu konuşmaya çalışırsam direk bağırır. Kendisini işle ilgili arıyorum diye bugün o kadar kızdı ki... Neymiş her şey için arıyormuşum. Yahu iş için arıyorum, dosyalar için duruşmalar için... Aramak da zorundayım... Bazen işten ayrılmak istiyorum ama o kadar çok borcum var ki. Şu andan sonra ne yapacağıma karar vermek zorundayım. İlk kararım:

Harcamalarına dikkat et. Bu ne demek? 

Ayda toplam 6 parça alışveriş yapma sınırı koymuştum. Buna hem giyim hem gratis dahildi. Artık o sınırı 3'e indiriyorum. Ayrıca İstanbul'la yaptığımız planlar hariç, ayda 2 kere arkadaşlarımla buluşma planı yapabilirim. Daha fazlası değil.

Para biriktir. Nasıl?

Maaşını aldığın gibi 1/4'ini kenara koy. Diğer bütün harcamalarını; kredi kartı, diş teli taksidi ve diğer her şey dahil kalan paradan yap....

************************************************************************

Yukarıdaki satırları 27.04 Perşembe günü yazmaya başlamıştım. Çalışmam gerektiği için devam edemedim. Sonrasında günüm o kadar kötü geçti, o kadar ağladım ki...

Patronum gereksiz yere aşırı bağırdı. Ofisin yardımcı elemanı, Rize abi beni sinir krizine soktu. Beni okuyanlardan Rizeli birileri varsa çok özür diliyorum ama gerçekten rizelilerden de rizelilerin inadından da nefret ettim. Yahu insan hiç mi karşısındakini dinlemez! Ben bir şey söylüyorum o bambaşka bir şey anlıyor, düzeltmeye çalışıyorum dinlemediği için anlamıyor, sinirleniyor ve sesinin volümü yükseliyor. Çok affedersin ama sen kimsin yahu? Benim işverenim de bana bağırıyor ama borçlarım var diye katlanıyorum. Ben sana neden katlanmak zorundayım? Kısa bir tartışmadan sonra geçtim kendi odama, ondan sonra da suratına bile bakmadım. Bugün de işle alakalı konuşmalarda dahi inanılmaz soğuk aramız, bundan sonra da böyle olacak. 

Ne öğrendim söyleyeyim. Kibir ne kadar kötü ve tehlikeliyse, fazla alçak gönüllü olmak da bir o kadar tehlikeli. Çünkü insanlar ne kadar iyi olursanız o kadar saygısız, laubali, sömürücü, suistimalci davranıyor. Ama siz ne kadar mesafeli olursanız, ne kadar yukarıdan bakarsanız o kadar saygı duyuyorlar. Çok affedersiniz insan yerine koymayın, buyurun moira hanım derler, abicim diyorsun sana sesini yükseltiyor.

Hepimiz öyle değil miyiz? Emeğimizi sömüren, bize insan değilmişiz gibi davranan patronlarımız yaptığımız işi beğenince hoşumuza gitmiyor mu? Yaptığımız her işe beğeniyle yaklaşan, her zaman bizi insan yerine koyup aynı masada oturan, sohbet eden yöneticilere karşı tavrımız nasıl oluyor peki? Ben söyleyeyim. Arkadaşımız gibi sohbete başlıyoruz, yeri geliyor yapılmayacak bir espri, bir şaka yapıyoruz. Ondan korkmuyoruz, bu yüzden de onun verdiği işi, diğer kötü davrananın verdiği işe göre daha geç, daha kötü yapıyoruz.

İnsanlarla aradaki mesafeyi korumak gerçekten çok önemli. Ofiste haftada üç gün gelip temizliğe yardımcı olan bir ablamız var. Ama genelde sigara ve çay içip iki masa silip gidiyor ve her yer tozlu kalıyor. Toz aldıktan sonra masaların üstündeki eşyaları eski yerlerine koymak yerine öyle karışık bırakıyor. Geçen gün stajyer avukat arkadaşımıza tuvaletteki çöp kutusuna poşet takmasını söylemiş. O poşeti takmak senin işin değil mi ablacım? Neden biliyor musunuz?  Oturup çay içiyoruz, sohbet ediyoruz. Ben demiyorum ki kibirli olalım ama bu kadar da mesafeyi kaldırmamak gerekiyor demek ki. He temizlik yapmayı mı küçümsüyorum? Asla. Emekle, alın teriyle yapılan her iş en saygın iştir. Ama bulunduğu yere gelmek için uzun yıllar çalışmış bir insanı da bir zahmet salak yerine koyma, kendi işini yaptırmaya çalışma. 

************************************************************************

Bugün 01.06.2017. Ben bu yazıları yayınlayamadım. İş yoğunluğumdan ve yorgunluğumdan ötürü. Şu an hayat nasıl mı? Her şey çok daha kötü.  

25 Mart 2017 Cumartesi

Kendine Zaman Ayırmak En Büyük Terapi !

Bugün uzun süre sonra evde yalnızdım. Tam bir günü kendime ayırdım. Normalde kardeşim ya da annem kesin evde olur, ikisi de yoksa birlikte vakit geçirmeyi iple çektiğimiz için İstanbul'u çağırırdım ama bugün için yaptığım bütün planlar bozulunca evde oturmak durumunda kaldım... Aslında böyle bir güne ciddi anlamda ihtiyacım varmış. Ve şunu fark ettim, ben kendime alan ve zaman ayırabildiğim zaman gerçekten mutlu, en azından pozitif bir insan olabilirim.:))


Normalde annem ananemle çıkacak, kardeşim okula gidecekti ve İstanbulum gelecekti..-Kardeşim diyebildiğim için isim takmamıştım ama erkek kardeşimin adı Washington olsun. Nedense ona isim düşünürken aklıma hep bu şehir geliyor. Sanırım onu güçlü ve kendinden emin gördüğüm için-  Ne zamandır İstanbul'la baş başa plan yapamadığımız için bugünü iple çekiyordum. Ama dün akşam ofisteyken saat 19.30 civarında patronum aradı. Bugün -cumartesi günü- ofiste toplantı olduğunu, ona katılmam gerektiğini söyledi. Uzun süredir İstanbul'la plan yapamadığımız için toplantının bugüne denk gelmiş olması beni o kadar üzdü ki, sinir uçlarımın yanaklarıma değdiğini hissettim. Anneme ananemle programınızı iptal edin sonraki hafta çıkın ben program yapamıyorum diye sızlandım. Dün gece yogamı yaptım, duşumu aldım ve baya geç yattım. Bu sabah 11'e doğru kalkabildim, toplantı zaten 12.30'daydı. Makyajımı yaparken Rize abi yazdı. -Rize abi çok komik oldu ama Rizeli olduğundan en uygunu bu, tam bir Rizeli :D- Toplantı iptal.

Annemle ananem çıkmayacaktı ve toplantı iptal edildi. Yani şanssızlığın bu kadarı! İstanbul hasta olduğundan dışarıda takılmak da istemedik. İkimiz de bu hafta sonu dinlenip kendimize zaman ayıralım dedik. Washington okuldan sonra arkadaşıyla takılıyormuş, annem de ananeme çıkınca -aynı apartmandayız- evde yalnız kaldım.

Kahvaltıdan sonra bir saat boyunca yoga yaptım! O kadar iyi geldi ki anlatamam. Sonra günü nasıl değerlendireyim diye düşünürken ne zamandır aklımda olan bir şeyi yaptım ve yeni bir deftere günlük tutmaya başladım. Önceki günlüklerimi hep attım ben. Yazanlar hiç içime sinmiyordu, okuduğumda gıcık oluyordum ve cidden yeni bir sayfa açmaya ihtiyacım vardı... Yeni defterime ilk yazımı yazdıktan sonra, bir cesaret yalnızlıktan ve kullanılmamaktan ağlayan piyanomun başına geçtim. Nerdeyse 1 saat çaldım!!! Öğrendiğim ilk iki parçayı hatırladım, parmaklarım resmen kendi buldu tuşları. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. :))

Bugün inanılmaz verimli geçti benim için. Önemli olan yaptıklarım değildi. Bunları yapabileceğimi, kendime zaman ayırdığımda mutlu olabileceğimi bilmemdi. Allah sağlık verdikten sonra her şeyin aşılabileceğini görmekti...

Bundan sonra kendime ayırdığım zamanı artırmalıyım ama alanımın olmamasına çok takılmamalıyım sanırım.

Şimdi hedefim mesleğimi dikkatli bir şekilde icra etmek, zam almak, diş telimin borcunu bitirmek. Sonra KYK borcumu bitirmek. Ondan sonra da para biriktirebilirsem belki kendime ait alan yaratmak için de bir adım atabilirim.:)) Ne kadar umutsuz hissederseniz hissedin, kendinize hedef koyun, listeler yapın. Cidden iyi gelecek.

20 Mart 2017 Pazartesi

Porselen Braketlerle 3. Günüm !

Şu an dişlerimde porselen tel var!!!


Evet cumartesi günü bir cesaret taktırdım teli. Bugün 3. gün. Teli taktırdıktan sonraki birkaç saat hiç ağrım olmamasına rağmen akşam ağrımaya başladı. Pazar günü ağrım arttı, bugün daha iyiyim ama hafif bir ağrı var. Ama kesinlikle ısırarak bir şey yiyemiyorum. O zaman dişlerim çürükmüş gibi inanılmaz bir ağrı oluyor. Yanlışlıkla dişlerim birbirine vurursa beynim zonkluyor. Braketlerim porselen olduğundan sigara, çay, kahve, soya sos, kırmızı şarap, köri sosu ve benzeri şeyleri tüketmemem gerekiyor. Sigara kullanmıyorum ama çay biraz zorluyor beni. Yeşilçay, elma çayı, kayısı çayı, adaçayı, ıhlamur, papatya ve benzeri içeceklerle idare etmeye çalışıyorum.

Keşke param olsaydı da daha önce taktırsaydım.. O kadar mutluyum ki dişlerim düzeleceği için. Üstelik braketler porselen olduğundan hiç kötü bir görüntü de oluşmadı. Yalnızca ortadan geçen tel normal tel renginde. Şimdiden alıştım görüntüye. Ama ağrısı çok gıcık. Hani sert bir et yerken bastırınca tatlı bir ağrı olur ya, ona benziyor ama devamlı olunca çok sinir bozuyor.

Şu an yalnızca çorba, kek, ev köftesi, haşlanmış patates gibi küçük parçalarla yenebilen ve ağızda dağılan şeylerle besleniyorum. Çok şükür ki yirmilik dişlerimin tamamını çektirmemişim. Onlara tel takılmadığı için ısırma konusunda biraz yardımcı oluyorlar. Eğer yirmilik dişlerinizi çektirmek zorunluluk değilse bence ortodontik tedaviden sonraya bırakın.

Bu akşam hangi filmi izlesem? Yoksa filmi bırakıp annemle Paramparça mı izlesem :D

14 Mart 2017 Salı

Diş Teli mi Daha Çok Baş Ağrıtır, Yoksa Acımasız Patronlar mı?

Hayat şu sıralar sevgiliyle yaşama özlemi, mobbing, psikolojik problemlerle mücadele, ayrı bir alanımın olmadığı aile evimde yaşama çabam, borçlarım ve kısa süreli mutluluklarımdan oluşan bir çemberde savrulup gidiyor. Ama yine de ölmeyi hiç istemem. Böylesi bile keyifli aslında yaşamanın. Çünkü hep bir mücadele var, hep bir umut var. Psikolojimin düzelmesi umudu, İstanbul ile yaşayabilme umudu, daha çok para kazanabileceğim ve patronumun hakaretlerine maruz kalmadığım bir işin umudu... Her biri için çaba gerekiyor farkındayım. O çabayı gösterecek gücüm var mı ondan emin değilim.

Bazen hukuki bir dilekçe yazar gibi yazmak istiyorum şuraya da. Yazının konusu, olayların açıklamaları, netice-i talep yazıp üstümden yükleri atmak istiyorum. Ama hayat öyle değil, maalesef karar için ipleri ellerine bırakabileceğim bir hakim yok. Yanlış bir karar verirse de başvurabileceğim bir üst mahkeme... Her şeyi kendim yapmak zorundayım, her şeyin üstesinden kendim gelmek zorundayım. Aslında tekrardan günlük yazmaya başlasam daha kolay olacak her şey. Çünkü yazarken bazen kendi duygularımı daha iyi anlamaya başlıyorum. İsteklerimi gerçekleştirebilmek için yollar buluyorum farkında olmadan. Blog yazarken aynı olmuyor günlükle. Hep sınırlayan bir şeyler var insanı. Günlük yazarken ikinci bir benle konuşur gibiyim. Hiç yanlış anlamıyor, hiç yargılamıyor beni. 

 

Benden çok memnun olduğunu söylediği halde her daim hakaret eden bir patronum var. Tahammül sınırlarımı zorluyor, diğer insanların yanında beni rencide ediyor, büyük bir titizlikle bir sürü araştırmayla yazdığım dilekçelerimde hep bir kusur bulmaya çalışıyor. Benim hatam olmayan konularda bile bana yükleniyor hep. Farklı meslek gruplarında sorunları anlamak zor oluyor, ondan ayrıntılı yazamıyorum. Tıp, hukuk, muhasebe, sigorta, tekstil, eğitim... Her sektörün kavramları da sorunları da farklı. Ama şu kadar söyleyeyim, iyi yaptığıma emin olduğum şeyler için bile kusur buluyor. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. "Neden hala çıkmıyorsun da öyle bir insanla çalışmaya devam ediyorsun o halde?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Buradan önce çok daha kötü insanlarla çalıştım, buradan sonra gireceğim yerler de bundan daha iyi olmayacak. En iyi ihtimalle burası gibi olur. Hem burası evime yakın, insanları tanıyorum.  Bir kadın için evine yakın iş yeri, yavşama ve taciz ihtimali sıfır olan bir iş yeri kolay bulunur bir şey değil. Ama meslek hayatımı da burada geçirecek değilim. Elbette benim de hayallerim var. Ama asıl sorun şu ki o hayallere nasıl ulaşırım, hangi yoldan gitmeliyim, burada geçen zamanı nasıl değerlendirmeliyim bilmiyorum.

Psikolojik sorunlarımla ilgili, 2017 yılının ilk saniyelerinden itibaren kendime bir yasak getirmiştim. Aklıma gelen düşünceler üzerinde hiçbir şekilde durmuyorum, yasak. Böylece gereksiz ve anlamsız bir şekilde aklıma gelen bir düşünce ya da hissettiğim manasız bir duyguya takılmıyorum. O kötü düşünce ya da duygu üstünde durmadığım için kaybolup gidiyor. Şu ana kadar işe yaradı mı derseniz, bazı konularda yaradı, bazı konularda hala üzerinde çalışıyorum. Bakalım sonu nereye varacak. 2017'nin sonunda biraz olsun sonuç almış olursam 2018'de de devam edeceğim. Ama hala bir sonuca varamamış olursam en son 10 ay önce gittiğim psikologumun hata yaptığını anlayıp, psikiyatrist araştırmaya başlayacağım. İnşallah buna gerek kalmaz.

Hayatımda çok radikal bir karar verdim. Bazıları için basit olabilir ama benim için hiç kolay olmadı. 18 Mart Cumartesi günü dişlerime tel taktırıyorum.. Çocukluğumdan beri dişlerimde gereksiz bir çarpıklık var. Ailemde bir kuzenim dışında herkesin dişleri inci gibi ama benimkiler çarpıktı. Küçükken maddi gücümüz olmadığından annem ortodontik tedaviye başlatamadı beni. Lisede maddi olarak daha iyiydik ama bu saaten sonra taktırmam diye düşünmüştüm salak gibi. Lise sonda İstanbul'la birbirimize iyiden iyiye aşık olduktan sonra hiç gerek duymamıştım. Hatta İstanbul dişlerimin bana yakıştığını ve çok tatlı olduklarını söylemişti daha ilk buluşmamızda, o zamana kadar aldığım en güzel iltifattı. Yaşım ilerledikçe tatlı olan dişlerim çocuksu durmaya, insanların bakışlarını direk dişlerime yönlendirmeye başlamasına sebep oldu. Mesleğe de başlayınca iyice rahatsız olmaya başladım. Sürekli duruşmalara girdiğim için metal tel taktıramazdım ama şu çok belli olmayan porselen tellerden taktırmaya karar verdim. İstanbul da destekleyince iyice cesaretlendim. Birkaç görüşme sonrasında dünyanın en tatlı ortodontistini buldum. Maaşım çok olmasa da ödeme kolaylığı sağladığı için halledeceğim inşallah. İlk zamanlar çok zorlanacağım biliyorum ama çene kayması olmadığı için tedavim yalnızca bir senede tamamlanabilirmiş, görüştüğüm iki doktor da aynısını söyledi. Gerçi porselen olduğu için 15 aya uzayabilirmiş ama olsun. Bakalım süreç nasıl işleyecek.



Sizler neler yapıyorsunuz? Her şey yolunda mı? İyi misiniz? :) 

5 Mart 2017 Pazar

Dayanamıyorum

Hayatın en hızlı aktığı döneme geldim. 25 yaşım bitti, 1 ay aldım.
İstanbul'la işler dolayısıyla yalnızca haftada bir görüşebiliyoruz. Çıkış saatlerimiz de uymuyor...

                                        

Diye başlamıştım yazıya ama devam edemedim. Birkaç gün sonra, yani şimdi ağlayarak yazıyorum. Cidden mutluluğun ne parayla, ne aşkla, ne de başka bir şeyle ilgisi var. Cidden hepsine sahip olunca da insan kendini mutsuz edecek bir şey buluyor, bulamazsak da sağolsun hayat hemen veriyor bir mutsuzluk sebebi. Gerçekten yeter artık boğuluyorum. İnsanın bir günü de kaygısız ve normal geçemez mi? O kadar yorgun ve bitkin hissediyorum ki...

Kendimi hiç anlatamıyorum insanlara, kendi aileme bile. Kardeşim bile biraz önce kavga ederken öyle cümleler sarf etti ki inanamadım. İnsanın en yakını bile olsa öfkelendiği zaman sırf karşısındakini kırmaya paramparça etmeye odaklanıyor işte. Bu sabah da bunu düşünüyordum. İnsanlar neden tartışırlar acaba? Fikirlerin farklı olduğunu bildikleri halde neden zorluyorlar?

18 Aralık 2016 Pazar

Acep nedendir?

Şu an müziğe ihtiyacım var. Hani böyle bir anda geleceği umutla dolduran müzikler var ya, öyle işte. Aslında İstanbul'um var geleceğimi umutla dolduran. Ama zaman da hiç bu kadar yavaş geçmemişti sanki. Bir an önce evlensek diyorum, ama önce işleri yoluna koymamız lazım. Parası olana ne kadar kolay hayat...

2017 için yeni bir planım var. Anksiyeteyi ve diğer psikolojik sorunlarımı bir oyuna çeviriyorum. Yokmuş gibi davranma oyunu. Aklıma saçma bir düşünce gelince hiç gelmemiş gibi davranacağım. Sonra akşam sonuçları yazacağım. Sonuçların kötü olduğu günler ya da haftalarda kendime uyguladığım bilişsel terapi yöntemini uygulayacağım. Bunu birkaç ay boyunca yapıp ayda kaç gün eve psikopat gibi dönüyorum, aydan aya azalacak mı, oyun işe yarayacak mı bakacağım. Allah'ım nelerle uğraşıyorum yahu.


Ofiste son bir ay içinde o kadar kötü bir izlenim yarattım ki anlatamam. Hep saçma sapan olayları bana yüklediler. Hep hatalı ben oldum. Tamam hatam vardı ama o kadar da değil yani, cidden onların da hatası var. Şimdi bu saçma sapan havayı dağıtmam lazım. Ama bazen de diyorum ki ben ne kadar başarılı yapsam da işimi, saçma sapan bir şeyi bana yüklerler yine aynı duruma düşerim. Minnoş avukat arkadaşlarım için şimdi hatalarımı anlatacağım, bakalım onlar ne diyecek. Derseniz ki hatalısın işin içine etmişsin tamam.

Birinci hata: Ofise başlayalı bir buçuk ay olmuş, sistemi yeni yerleştirmişim. Ofise bir tensip zaptı gelmiş, ben evrağın geldiğine ilişkin herkese mail atmışım ama mail ekine yanlış evrak sürüklemişim. Herkes tensip zaptının geldiğini biliyor ama kimse duruşma gününü işlememiş, duruşma kaçırmışız. Nedense kimse nerede bu tensip, kızım mailin eki yanlış dememiş. Sadece tebligatı ben aldım diye bana patladı yani.

İkinci hata: Bir dosyada birden fazla davalı vekiliyiz. Müvekkillerden biri bizi azletmiş, ben bu müvekkilin adını da yazmaya devam etmişim beyanlarda. Yetki belgesi koymuşum dosyalara. Bir azilname lafı geçti ama kimse bana bilgi vermedi, benden daha kıdemli avukatlar da devam etti o müvekkil adına duruşmalara girmeye. Ama en son beyan dilekçesini ben yazarken bu durum fark edildiği için bu da bana patladı.

Üçüncü hata: Buna hata bile diyemem. Bir duruşmada hakim çok ters köşe bir soru sordu, ben de yanlış bir şey söylememek için yuvarlak bir cevap vermeye çalıştım. Ama beyanım duruşma zaptına şöyle geçti: "Müvekkilim bu sözleşmeden dolayı borçludur." Puahahaları duyar gibiyim. Hakim bey dedim yapmayın etmeyin o zapta böyle geçmeyin, borcunu ödemiş olabilir bu konuda bir bilgimiz yok. Ama hakim yüzüme bile bakmadı. Sonuç olarak davayı reddetti. Bu da bana patladı. Şu an ilerlettiğim birkaç davayı E Bey devralmış durumda.

Şimdi ben bu duruma düşecek kadar hatalı mıyım?

Ne yapacağım ben?

Psikolojik sorunlarımı nasıl aşacağım? Psikoloğum ne kadar gelsen de fark etmez, sen kafanda büyüttükçe bitmeyecek, gerçekten aklına gelen düşünceleri umursamamalısın dedi. Şimdi ben başka psikolog hatta psikiyatrist bulsam bok gibi para versem, çok param varmış gibi, değer mi? Değmez. Çünkü bu umursamama yöntemiyle daha önce aşmıştım. Sonra umursamaya başlayınca yine sorunlarım başladı. Yani aslında psikoloğum haklı. Of ya of.

Küçükken annemler ne kadar üzgün olduğumu fark etsin diye "psikolojik sorunlarım olur da gününüzü görürsünüz inş." demiştim kendi kendime. Acep ondan mı?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...